FETVALAR

SORU:

Hadîd sûresi 19. ayette iman edenlerin asıl sıddıklar ve şehitler olduğu mu, yoksa iman edenlerin sıddıklar ve şehitler derecesinde olduğu mu anlatılıyor?

Tarih: 27 Temmuz 2010

CEVAP:

Bahsettiğiniz ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Allaha ve Resulüne iman edenler, sıddîk ve şahit olanlardır.”

Sıddîk, özü ve sözü doğru olan demektir. İslam dinine uyanlar, benliklerini koruyan, doğru olduğu için bu dini kabul edenlerdir. Allah Teâlâ bunlarla ilgili olarak şöyle buyurur:

“Rabbimiz Allah’tır diyen, sonra doğru davrananlar.. onların üzerlerine melekler iner ve «korkmayın, üzülmeyin, size söz verilmiş cennet ile sevinin» derler.

Biz dünya hayatında da ahirette de sizin dostlarınızız. Ahirette sizin için canınızın çektiği her şey vardır. Sizin için orada istediğiniz her şey vardır.

Bu, bağışlaması ve ikramı bol olan Allah tarafından bir ziyafet olarak verilecektir.

Allah’a çağıranın, iyi işler yapanın ve «ben müslümanım» diyenin sözünden daha güzeli kimin sözüdür?” (Fussilet, 41/30-33)

İslam’a uymayanlar ise sürekli şüphe içinde olurlar. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Kurdukları bina, kalplerinde sürekli bir şüphe kaynağı olmaya devam edecektir. Bu, kalpleri parça parça oluncaya kadar böyle gidecektir. Allah bilir, doğru karar verir.” (Tevbe, 9/110)

Şahit olma ise “eşhedü” diyebilmektir. Yani inandığı şeyleri, gözüyle görmüş ve eliyle tutmuş gibi kesin olarak bilmektir. Allah her elçiye, elçiliğini ispatlayacak bir belge vermiştir. Taklidi mümkün olmadığı için o belgeye mucize denir. Mucizeyi gören kişi, Allah’ın ona elçilik görevi verdiğini gözüyle görmüş gibi emin olur. “Eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluh.” Yani “Ben şahitlik ederim ki, Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir.” dememiz bundandır. Çünkü onun elçilik belgesi olan Kur’ân’ı okuyup anlayan her insan, kolayca bu kanaate varır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Doğru yol kendisi için apaçık belli olduktan sonra kim o elçiden ayrı düşer ve müminlerin yolundan başka bir yola girerse onu gittiği yolda bırakır ve cehenneme sokarız. Ne kötü hale gelmedir o!” (Nisâ, 4/115)


Etiketler: