Tâğût, tuğyân kökünden gelir; tuğyân isyanda sınırı aşmak demektir. Tâğût, sınırı aşanlara ve Allah ile kul arasına tanrı olarak konan varlıklara verilen ortak addır. Hem tekil, hem çoğul olarak kullanılır. Sihirbaza, kâhine, şeytana ve hayra engel olan her varlığa tâğût denebilir. Şu âyete göre Tâğût, hak hukuk tanımayan kimsedir:
“Şunları görmez misin; hem sana indirilene hem senden önce indirilene inandıklarını sanırlar hem de o tâğûtun önünde yargılanmak isterler. Oysa bunlara, onları tanımama emri verilmiştir. O şeytan ise bunları derin bir sapıklığa düşürmek ister.” (Nisa 4/60)
Tağutîlik, Tağuttan yana olmaktır. Allah Teâlâ, Tağuttan yana olmayı yasaklamış ve şöyle buyurmuştur:
“Her ümmete, «Allah’a ibadet edin ve Tağuttan kaçının,» diye bir elçi göndermişizdir. Onlardan kimini Allah, kendi yoluna kabul etmiş kimi de sapıklıkta kalmayı hak etmiştir. Yeryüzünde dolaşın da bakın ki, o yalancıların sonu nasıl olmuş.” (Nahl 16/36)
Bu durumda şuurlu olarak tâğûttan yana olanlar, sapıklıkta kalmayı hak etmiş olanlardır.