FETVALAR

SORU:

Kur’an’ın evrensel bir kitap olduğunu söylüyorsunuz. Oysa Kur’an’da Nebî’nin eşleriyle evlenmeyi yasaklayan ve onun evine girerken uyulması gereken kurallardan bahseden ayetler var. Bu ve benzeri ayetler tarihsel değil mi? O gün için konulduğu belli olan hükümler bugün bizler için ne anlam ifade edebilir ki?

Tarih: 19 Aralık 2018

CEVAP:

Kur’an’ın evrensel bir kitap olması, içerisinde indirildiği günkü ilk muhataplarına mahsus hiçbir hüküm olmadığı anlamına gelmez. Aynı şekilde Kur’an’da, indirildiği dönemde yaşayanları muhatap alan ve yalnızca onların uygulayabileceği hükümlerin olması Kur’an’ın evrensel bir kitap olmasının önünde bir engel teşkil etmez. Verdiğiniz örnekteki ayetler de dahil olmak üzere bazı ayetlerin sadece o gün yaşamış kişilerin uyabilecekleri hükümler içerdikleri çok açıktır. Bu da bu ayetleri tarihsel saymamız için birilerinin iznine, söylemine, çalışmasına veya fetvasına ihtiyaç duymaya gerek olmadığını gösterir. Oysa Kur’an’ın tarihsel bir kitap olduğunu söyleyenler içindeki hükümlerin günümüzde uygulanamayacağını insanlığın gelişmiş olmasına, günümüz modern dünyasının gereklerine v.s. dayandırmaktadırlar. Ne var ki bu ayetler için böyle bir gerekçe öne sürmeye gerek yoktur. Ayetlerin belli kişilere hitap ettiği zaten çok açıktır:

 “Ey iman etmiş kimseler! Yemek için izin verilmeden, vakitli vakitsiz Nebî’nin evlerine girmeyin; davet edilirseniz girin, yemeği yiyince dağılın. Orada bir sohbet ortamı da aramayın. Bu haliniz Nebî’yi üzüyor ama sizden çekiniyor. Allah gerçeği söylemekten çekinmez. Onun eşlerinden bir şey istediğinizde perde arkasından isteyin. Bu sizin gönülleriniz için de, onların gönülleri için de daha nezih olur. Allah’ın elçisini üzmeye ve onun arkasından eşlerini nikâhlamaya asla hakkınız yoktur. Böyle yapmanız Allah katında ağır bir kusur olur.” (Ahzâb, 33/53)

Görüldüğü gibi ayet, kendisinin bugün uygulanamayacak bazı hükümler içerdiğini birilerinin onayına bırakmamıştır. Nebîmizin ölümüyle bu ayetin pek çok hükmü otomatik olarak uygulanamaz olmuştur. Eşleri öldüğünde de ayetin onlarla evlenme yasağı getiren hükmü artık uygulanamaz olmuştur. Bunun için teknolojinin gelişmesi, insanlığın ilerlemesi gibi bir takım durumların ortaya çıkmasına gerek kalmamıştır. Bu sebeple bu ve benzeri ayetlerin varlığı, ayetleri zamanın değişmesi, coğrafyanın ve şartların o günkünden farklı olması gibi gerekçelerle tarihe gömen tarihselciler için mazeret olamaz.

Ayrıca ayette verilen hüküm o gün yaşayan herkesi bağlayıcı olacaktır. Peki, o gün yaşayan herkesi bağlayacak bir hükmü getirmenin bunu ayet olarak Kur’an’a koymak dışında bir yolu var mıdır? Yani eğer sadece Nebîmize indirilmiş Kur’an’da yer almayan bir gayrimetluv  vahyin (Kur’an dışı vahiy) olduğunu kabul etsek bile o vahiyle söylenenler Nebîmiz dışında hiç kimseyi ilgilendirmeyecek ve bağlayıcı olmayacaktır. Çünkü elçilik görevinin yapılmış olması için risalete konu olan vahyin insanlığa ulaştırılması yani tebliğ edilmesi gerekir. Böylece ulaştığı kişi(ler) için bağlayıcı olacaktır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

 “Ey Elçi! Rabbinden sana ne indirildiyse onu tebliğ et. Tebliğ etmezsen vazifeni yapmış olmazsın. Allah, seni insanlardan korur. Allah, kâfirler topluluğunu yola getirmez.” (Mâide, 5/67)

Dolayısıyla o gün yaşayan müminlerin tamamına bir emir verilecekse bu elbette Kur’an ile olmak zorundadır. Nebîmiz vefat ettikten sonra bile, eşleri hayatta olduğu sürece yeryüzünde yaşayan hiç kimse onlarla evlenemeyecekse bu durumun ancak bir ayetle bildirilmiş olması gerekir. Başka nasıl olabilirdi ki!

Şunu da özellikle vurgulamak gerekir ki bu gibi ayetlerin varlığı, onların bugün bizim için gereksiz olduğu anlamına da kesinlikle gelmez. Zira Kur’an’dan hüküm çıkarmanın bizzat Rabbimiz tarafından belirlenmiş bir metodu vardır. Bu metoda göre ayetler, Kur’an’ın başka yerlerindeki kendileri ile benzeşik (müteşabih) başka ayetlerle açıklanırlar. Böylece her konuda açıklamayı (tafsil) bizzat Allah yapmış olur. Kur’an üzerinde çalışanların görevi, bu metodu iyi öğrenip uygulayarak Allah’ın yaptığı açıklamaya ulaşmaktır. Hükümlerinin o günün insanı ile sınırlı olduğu çok açık olan bu gibi ayetlerin metin olarak Kur’an’da bulunuyor olmaları, Kur’an’ı anlama metodunu uygularken mutlaka işe yarayacaklarını ve birçok konunun tafsilatında başka ayetlerle olan benzeşmeleri sebebiyle doğru hükme ulaşmada ilgili ayet kümelerinin bir elemanı olacaklarını gösterir. Mesela Nebimizin özel hayatına ilişkin ayetlerde “Resûl/elçi” kelimesi kullanılmaz; Nebî kelimesi kullanılır. Böylece bu ayetler “resûl” ve “nebi” gibi son derece önemli iki kavramı doğru anlamamızda ve aralarındaki farkı tespit edebilmemizde kilit rol oynamışlardır.

Ayrıca, Kur’an’da sadece indirildiği güne hitap ettiği görülen ayetlerin bugün bizler için ve yarın yaşayacak olanlar için hiçbir bilgi, öğüt, ibret içermediğini söylemek nasıl mümkün olabilir? Hiçbir şey söylemeseler Nebîmizin hayatı, uygulamaları ve Allah’ın Nebîmize verdiği emir ve görevlerle ilgili bugün hiçbir yerde bulamayacağımız bilgileri en güvenilir kaynaktan öğrenmemizi sağlamaktadırlar. Mesela bu ayette Nebîmizin insanların uzun süreli sohbetlerinden duyduğu rahatsızlığı dile getirmek konusunda çekingen davrandığını yani insanî bir yönünü ve özelliğini bizzat Allah’tan öğrenmiş olmaktayız.

Sonuç olarak bu gibi ayetler, Kur’an’ın indirildiği döneme hitap eden ayetlerinin bile bugün mutlak manada işlevsiz oldukları anlamına gelmeyeceğini görebileceğimiz en güzel örneklerdir. Kur’an’ın asla tarihsel bir kitap olarak düşünülemeyeceğinin, tarihsel bir kitabın Allah’ın Kitabı olamayacağının detaylarını aşağıda bağlantısı verilen yazımızda bulabilirsiniz.

http://www.suleymaniyevakfi.org/kuran-arastirmalari/allahin-kitabina-ilahiyatci-iftirasi-tarihselcilik-.html

HAZIRLAYAN: Erdem Uygan


Etiketler: