FETVALAR

SORU:

“Kur’an’a göre farz namazlar, kaç vakit ve kaç rekattır?” sorusuna 16 Şubat 2011 tarihinde verdiğiniz görüntülü cevapta aynen şu ifadeyi kullanıyorsunuz: “Namazın 5 vakit olduğu, hiç kimsenin şüphe etmeyeceği kadar açık ve nettir Kur’an-ı Kerim’de.” Süleyman Ateş Hoca da 7 Eylül 2011 tarihinde “Namaz kaç vakit?” başlıklı soruya sitesinde verdiği cevapta “Kur’an’da 3 vakit namazdan söz edilir. Öğle ile ikindi namazları, Kur’an ile sabit değildir.” diyor. Her ikinizin de görüşünüze kanıt olarak kullandığınız ayet aynı: Hud suresi 114. Şimdi Allah için, kendinizi, sizi tanımayan, dışarıdan sizi dinleyen/okuyan üçüncü bir şahıs yerine koyun. Bir tarafta bir âlim, 20 senenin üzerinde Fetva Kurulu Başkanlığı’nı yaptığını söylüyor. Bir tarafta diğer bir âlim, 40 seneden fazla vaktini Kur’ân’a adadığını ve onu anlamak için çaba sarf ettiğini söylüyor. Sonra her ikisi de aynı ayeti Arapça okuyarak farklı anlıyor. Şimdi bu kişinin aklına şöyle sorular gelmez mi? Bu âlimler 20 ya da 40 senede Arapça’daki tekil çoğul kavramını öğrenememişler mi? Yoksa bilerek kasıtlı saptırma yoluna mı gidiyorlar? Arapça, anlaşılması bu kadar zor bir lisansa böyle tek bir ayeti bile bu kadar uzman iki kişi, bu kadar farklı anlıyorsa bu insanların diğer konularda yazdıkları/söyledikleri şeylerin doğruluğuna nasıl inanacağız? Çok iyi Arapça bildiğinden şüphe duyulmayan bu hocalar bile bu dili anlamıyorlarsa kim anlıyor? Eğer ayetin anlamı çok açık ise nasıl farklı anlaşılabiliyor? Yok, eğer farklı yorumlanmaya müsait ise nasıl oluyor da bu 2 âlim bu kadar net cevap verebiliyorlar?

Tarih: 15 Eylül 2011

CEVAP:

Birçok ayet gibi Hûd 114. ayetin anlaşılmasında da geleneğin büyük hataları vardır. Bizde meal ve tefsir yapanların çoğu, o geleneği tenkide yanaşmadıkları için hatalar kalıcı hale gelmektedir. Ayetin meali şöyledir:

“Gündüzün iki bölümünde ve gecenin gündüze yakın zamanlarında namaz kıl.  Çünkü iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, aklını başına alacaklar için bir hatırlatmadır.” (Hud, 11/114)

Kur’ân’ın indiği sırada gündüz, güneşin doğuşu ile batışı arasındaki zaman dilimine denirdi. Âlimler, daha sonra yeni bir terim oluşturdu ve tan yerinin ağarmasından güneşin batmasına kadar olan kısma gündüz (nehâr-i şer’î) dediler. Bu anlayış tefsire intikal edince sistem çöktü ve namaz vakitleri ile ilgili ayetler anlaşılamaz oldu. Hâlbuki Kur’ân, Arap toplumunun diliyle inmiştir. İlgili ayet şöyledir:

Biz, her elçiyi kendi toplumunun dili ile gönderdik ki, onlara açıkça anlatsın…” (İbrahim, 14/4)

O kavmin diline göre gündüz (nehâr), güneşin doğması ile batması arasındaki vakittir. Taraf (طرف), “bir şeyin bölümlerinden biri” anlamına gelir. “Gündüzün iki tarafı”, iki bölümü demektir. Dolayısıyla bu ayet, gündüzün iki bölümünde namaz kılmayı emretmektedir. İsra 17/78’de gündüzün birinci tarafının güneşin tepe noktasından batıya kaymasıyla yani meridyen geçişi ile başlayan öğle namazının vaktidir. Kaf 50/39’da ikinci tarafının güneşin batmasından önceki vakit olduğu açıklanmıştır. Böylece gündüzün iki bölümünde kılınması emredilen namazların öğle ve ikindi namazları olduğu ortaya çıkar.

Ayetin metninde, “yakınlık” anlamında olan zülfe (زلفة)’nin çoğulu zülef (زلف) kelimesi vardır. Arapçada çoğul, en az üç şeyi gösterir. Ayetteki زُلَفًا مِّنَ اللَّيْل = gecenin zülfeleri”, gecenin gündüze yakın en az üç zamanıdır. Bunlar: gündüzden işaret taşıyan akşam, yatsı ve sabah namazlarının vakitleridir.

Şimdi ayete Süleyman ATEŞ’in verdiği meale bakalım:

“Gündüzün iki tarafında (sabah, akşam) ve geceye yakın saatlerde namaz kıl…”

Hoca, “gündüz” sözüyle güneşin doğuşundan batışına kadar süren zamanı kast ediyorsa bunun dışında olan sabah ve akşam namazları, gündüzün birer bölümü olamaz.

Eğer “gündüz, tanyerinin ağarmasından güneşin batmasına kadar olan vakittir” diyorsa sabah namazı gündüzün bir tarafı olur; ama akşam namazı dışarıda kalır. Her iki durumda da gündüzün iki tarafı, sabah ve akşam namazı vakitleri olmaz.

Mealde yer alan “geceye yakın saatler” ifadesi, ancak “gündüzün geceye yakın saatleri” olarak anlaşılır. Çünkü Bakara 187’ye göre gece, güneşin batmasıyla başlar. “Yakın saatler” diye tercüme edilen zülef (زلف) kelimesi, zülfe (زلفة)’nin çoğuludur ve en az üç vakti ifade eder. Tesniye (bir şeyden iki tane demek) olan طَرَفَي kelimesine “iki vakit” anlamı verip de Cemi (bir şeyden üç tane ve daha fazlası demek) olan zülef (زلف)’e “üç vakit” anlamı vermemenin izah edilir bir yanı yoktur! Sayın ATEŞ, “geceye yakın saatler” ifadesi ile hangi üç namazın kast edildiğini açıklamalıdır.

Ayette ifade edilen yakınlık, geceye değil gündüze olan yakınlıktır. Akşam namazı, güneşin batmasından batı ufkundaki kızıllığın kaybolmasına kadar kılınır. Bundan sonra batı ufkundaki beyazlığın kaybolup havanın tam kararmasına kadar devam eden yatsı namazı vakti girer. Hava tam kararınca gecenin gündüze yakın bu iki bölümü bitmiş olur.

Doğu ufkunda tan yerinin ağarmasıyla birlikte gündüzün yaklaştığı ortaya çıkar. Bu da gecenin gündüze yakın üçüncü vaktidir. Böylece iki vakit gündüz, üç vakit de gece olmak üzere günde beş vakit namaz, bu ayetle kesin olarak ortaya çıkar.

Bu ve benzeri konularda yapılan yanlışlar, yazmakla bitmez. Size daha önce hazırladığımız ve aşağıdaki linkte bulunan “Kur’an’da Namaz Vakitleri” başlıklı yazımızı okumanızı tavsiye ederiz:

www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/namaz-vakitleri.html


Etiketler: