FETVALAR

SORU:

Kur’an’da geçen “kendilerine ilim verilenler” Kur’an’ı anlama metodunu bilenler midir?

Tarih: 17 Temmuz 2018

CEVAP:

Allah’ın gönderdiği Kitabı okuyarak ondan doğru hükümler çıkaracak olanlar insanlardır. O halde Rabbimiz bu metodun tüm detaylarını Kitabında bizlere göstermiş olmalıdır:

إِنَّآ أَنزَلْنَآ إِلَيْكَ ٱلْكِتَٰبَ بِٱلْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ ٱلنَّاسِ بِمَآ أَرَىٰكَ ٱللَّهُ ۚ وَلَا تَكُن لِّلْخَآئِنِينَ خَصِيمًا

“Gerçekleri içeren bu Kitabı sana biz indirdik ki insanlar arasında Allah’ın gösterdiği (yöntem) ile hükmedesin. Sakın hainlerin savunucusu olma!” (Nisâ, 4/105)

İşte bu metot için Kur’an’da “ilim” ifadesi kullanılır:

وَلَقَدْ جِئْنَاهُم بِكِتَابٍ فَصَّلْنَاهُ عَلَىٰ عِلْمٍ هُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

“Onlara, bir ilimle açıkladığımız Kitap getirdik; inanan topluluk için rehber ve ikramı bol olan kitap.” (A’râf, 7/52)

Kur’an’ın Allah’ın Kitabı olduğunu anlama bağlamında önceki ilahi kitaplarda bulunan aynı metodu bilen kişiler için “kendilerine ilim verilmiş kişiler (أوتوا العلم)” ifadesinin kullanıldığını görmekteyiz. İlim ile kast edilenin de metot bilgisi olduğunu şu ayetlerden anlayabiliyoruz:

 وَبِالْحَقِّ أَنزَلْنَاهُ وَبِالْحَقِّ نَزَلَ وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلاَّ مُبَشِّرًا وَنَذِيرًا وَقُرْآناً فَرَقْنَاهُ لِتَقْرَأَهُ عَلَى النَّاسِ عَلَى مُكْثٍ وَنَزَّلْنَاهُ تَنزِيلاً قُلْ آمِنُواْ بِهِ أَوْ لاَ تُؤْمِنُواْ إِنَّ الَّذِينَ أُوتُواْ الْعِلْمَ مِن قَبْلِهِ إِذَا يُتْلَى عَلَيْهِمْ يَخِرُّونَ لِلأَذْقَانِ سُجَّدًا وَيَقُولُونَ سُبْحَانَ رَبِّنَا إِن كَانَ وَعْدُ رَبِّنَا لَمَفْعُولاً وَيَخِرُّونَ لِلأَذْقَانِ يَبْكُونَ وَيَزِيدُهُمْ خُشُوعًا

“Biz onu tümüyle gerçek olarak indirdik ve tümüyle gerçek olarak indi. Seni de sadece müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Biz onu kur’ân halinde (küme küme) ayırdık ki insanlara aralıklarla öğretesin (kıraat edesin). Onu parça parça indirdik. De ki “Siz ona ister inanın, ister inanmayın. Bundan önce kendilerine “o ilim” verilmiş olanlara okunduğu (tilavet edildiği) zaman çenelerinin üstüne kapanıp secde ederler.” Derler ki “Rabbimize boyun eğeriz; demek ki Rabbimizin verdiği söz gerçekleşmiş.” Çenelerinin üstüne kapanır ağlarlar.  Bu onların saygısını artırır.” (İsrâ, 17/105-109)

Burada dikkatlerin çekildiği yer bu Kitabın bir metodunun olduğudur. Çünkü Kitabın ayet kümeleri (kur’an’lar) halinde ayrıldığından ve bunun “kıraat” edilmesinden bahsedilmektedir. Kıraat etmek ayet kümeleri oluşturarak yani ayetler arasındaki ilişkiler (muhkem-müteşabih ilişkisi) gözetilerek kur’an’lar oluşturmak üzere okumaktır. Ayette kendilerine “o ilim” verilmiş kişilere ise kıraat değil, “tilavet” edildiğinden bahsedilmektedir. Genelde tilavet kelimesi de okumak olarak çevrilmektedir; ancak bu okumanın kıraatten bir farkı olmak zorundadır. Tilavet kelimesinin bir yolu takip etme manası göz önüne alınırsa kendilerinde “o ilim” bulunan kişilerin bildikleri o metodu takip etmeleri sağlanacak şekilde bir okuma yapıldığı anlaşılır. Bu ayetlerde yine Kur’an’ı anlama metodu ile ilgili bilgiler verilmekte[1] “o” ilmin verildiği önceki kitapların mensuplarından bahsedilmektedir. Dolayısıyla burada da “o ilim”den kasıt, metot bilgisidir. Kendi kitaplarındaki bu metodu bilen kişiler aynı metodun Kur’an’da da olduğunu görünce bekledikleri kitabın geldiğini anladıklarından secdeye kapanmakta ve Âl-i İmrân sûresi 81. ayette bahsedilen sözü kastederek “Rabbimizin verdiği söz gerçekleşmiş” demektedirler.[2] Nitekim aynı durum Kasas sûresi’nde de “tilavet” kelimesi kullanılarak anlatılmaktadır:

 الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ مِن قَبْلِهِ هُم بِهِ يُؤْمِنُونَ  وَإِذَا يُتْلَى عَلَيْهِمْ قَالُوا آمَنَّا بِهِ إِنَّهُ الْحَقُّ مِن رَّبِّنَا إِنَّا كُنَّا مِن قَبْلِهِ مُسْلِمِينَ

“Kendilerine bundan önce kitap verdiklerimiz buna da inanıp güveneceklerdir. Onlara okununca (tilavet edilince) şöyle diyeceklerdir: Biz ona inandık. O da Rabbimizden gelen gerçek Kitaptır. Biz daha önce de teslim olmuş (müslüman) kimselerdik.” (Kasas, 28/52)

Burada “kendilerine Kitap verdiklerimiz” ifadesinden sonra tilavet kelimesinin kullanılması bu kişilerin kendi kitaplarından dolayı metodu bildiklerini gösterir. Zaten Kur’an’ın kendilerine tilavet edilmesiyle birlikte hemen onun “gerçek” olduğuna inanmaları, tanıdıkları metodu içermesinden dolayı olmalıdır. Çünkü kitabın “gerçek” olduğunun anlaşılması konusu bu ayette geçmeyen “kendilerine o ilim verilenler” ifadesiyle de başka bir ayette kullanılmıştır:

 وَيَرَى الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ الَّذِي أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ هُوَ الْحَقَّ وَيَهْدِي إِلَىٰ صِرَاطِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ

Kendilerine o ilim verilenler, Rabbinden sana indirilenin, gerçek olduğunu, daima üstün ve yaptığını güzel yapanın yolunu gösterdiğini anlayacaklardır.” (Sebe, 34/6)

Kur’an’da geçen ilim ifadelerinin metoda vurgu yaptığına dair daha geniş bilgi için lütfen aşağıdaki linklerde bulunan yazılarımızı da inceleyiniz:

www.suleymaniyevakfi.org/kuran-arastirmalari/kurani-anlama-ilmi.html

www.suleymaniyevakfi.org/kuran-arastirmalari/kuranda-ilim-ifadesinin-metot-baglaminda-kullanimi.html

[1] İsra 106. ayetin metotla ilişkisinin ayrıntısı için bkz: Kur’an’ın Öğrettiği Kavramlar Serisi – Kur’an Kavramı – Erdem Uygan veya Kur’an’ı Anlama Usulü – Dr. Fatih Orum – Süleymaniye Vakfı Yayınları.

[2] Kendi kitaplarını tasdik eden kitapla birlikte gelecek olan elçiye inanma ve yardımcı olma sözü.


Etiketler: